|
|
|
 |
|
|
|
|
Büyükşehir Bld. Vet. Md. Hüner Öztürk: İtlafı Biz Yapmıyoruz |
|
Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri müdürü Hüner Öztürk ile yaptığımız röportajın Tuzla Rehabilitasyon Merkezi ile ilgili bölümünü hafta başında yayınlamıştık. Röportajın 2. bölümünde ise özellikle itlaf ve barınakların genel durumlarına değindik.
Hüner Bey, artık bir yasamız var, zaman zaman da genelgeler yayınlanıyor itlaf yapılmayacak diye ama itlaf haberleri katlanarak geliyor. Bu haberlerde son zamanlarda özellikle Büyükşehir adı daha çok geçiyor. Neden? İlçe belediyeleriyle yaşadığımız sorunlardan biri bu, biri de barınaktaki hayvanın başka bir ilçeye bırakılmasıdır. Bize günde İstanbul’un 10 yerinden telefon geldiği oluyor, siz hayvanları öldürtüyorsunuz diye. Isırma şikayetlerine giden 2 ekiple birlikte toplam 3 ekibimiz var. Kim yaparsa adı Büyükşehir yaptı oluyor. Böyle bir şey yok. Biz, gelen şikayetleri ilçe belediyelerine yönlendiriyoruz. Sadece acil ısırık vakalarına müdahale ediyoruz. Bir barınakta 100 hayvan varsa 15-20’sini biz getirmişizdir, diğerleri bizim dışımızdaki kişiler tarafından getirilmiştir.
İtlaf biraz abartılıyor. İstanbul’da kanlı ishal, gençlik hastalığından tutun da bir sürü hastalık var maalesef. Sokaktaki hayvanlar çöpten besleniyor. Hayvan ya hastalıktan ölecek, ya araba çarpacak, veya bir sebepten dolayı zehirlenecek veya ömrünün sonuna geldiği için ölecek. Bir yerde bir hayvan ölüsü görüldüğü vakit bunu kesin belediye öldürmüştür diyorlar. |
|
Burgazada |
|
Ama birçok kişinin gözü önünde oluyor bunlar. Kamyonetlerin geldiğini ve hayvanlara gelişigüzel iğne atıldığını gördüklerini söylüyor insanlar... Bir hayvanı öldürmek çok zor değil. Ben iddia ediyorum; hiçbir belediye kesinlikle zehir kullanmıyor. Bunun ithali de yasak zaten. Biz bunu çok yaşadık. Mahallede adam alıyor fare zehrini, hayvanın önüne atıyor, hayvan ölünce belediye öldürmüş oluyor.
Hepsi bu değil. Hayvanı yakalamak zor bir iş. İstanbul’da maalesef kuduz da var. Tamamen yok edilmiş durumda değil. Düşünün, kuduzdan şüpheli bir sokak hayvanını yakalayacaksınız. Kancayla yakalamak için yanaşamıyorsunuz, hayvan sokakta itile kakıla yanına yanaştırmıyor, uyuşturucu ilaçla yakalamak zorundasınız. İnsan ameliyat olmadan önce anestezinin dozunu ayarlamak için bir sürü tetkik yapılır. Hayvanlarda enjektörle anestezik ilaç atıyorsunuz, nasıl ayarlayacaksınız dozunu? Göz kararı, hayvanın büyüklüğüne göre, şu anda elimizdeki tek kriter bu. Bu hayvan hasta olabilir, ilaca alerjisi olabilir, metabolizması değişik olabilir. Bu gibi durumlarda hayvan anesteziyi çok yiyip ölebilir. 20’de 1 oranında olabilir. O şekilde komplikasyonlar olabilir, ama herkes de bunu yapıyor. Hayvanın üzerinde enjektörün de bulunması da falanca belediyenin genelde itlaf ettiği anlamına gelmez.
Hiç yapmazsanız ne olacak? O hayvanı sokakta başıboş bırakmak, her türlü paraziter hastalıktan ve üremeyi engellemekten çok daha mı iyi? Başka bir metot olsa, onu da yapan insanlar. Geçmişte gördük bir sürü katliam oldu. İnsanın bir canlıyı öldür emri vermesi de çok kolay bir şey değil.
Bir barınak hekimi uyutmanın kısırlaştırmaya oranla çok daha ucuz olduğunu ve gizli gizliden belediyelerin itlafa destek verdiğini söylemişti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bunu tam kanıtlayamazsınız da tam inkar da edemezsiniz. Bütün belediyeler bu politikayı izliyor diye bir şey yok. Bir hayvanın yakalanması, kısırlaştırıp aşılanması ve küpelenmesinin maliyeti 200 milyon TL. Bunu sokağa bırakacaksınız ve sonra gidip öldüreceksiniz. Bu ne kadar mantıklı? Bu tür suçlamalarla çok karşılaştık. Benim öyle bir niyetim olsa neden küpeli hayvanı öldüreyim, ya küpelemem, ya da yakaladığım zaman öldürürüm, niye barınağa götüreyim?
Bugün Büyükşehir Belediyesi’nin Tuzla gibi bir yer kurma zorunluluğu yok. Şayet başka bir belediye hayvanları uyutmayı seçtiyse ki olabilir, niye o kadar masraf yapsın. Tuzla’nın bize maliyeti 150 milyar. Uyuturduk giderdi, niye belediyi böyle bir masrafa sokalım. Çözüm de değil bu. İstanbul’da birçok kurum bunu kabullenmiş durumda, yasa da çıktı zaten, öldürmek artık suç. Kuduz hariç öyle bir şeye girişemezsiniz.
|
|
Hasdal |
|
Büyükşehir Belediyesinin rehabilitasyon merkezleri ne zaman kuruldu? 1996’da Alibeyköy’de hayvanlara müdahale etmek için mezbahadan çevrilme bir birim vardı. Biz burayı ilk kez Türkiye’de sokak hayvanlarının rehabilitasyon yeri olarak düzenledik. Kapasitesi 150-200 civarındaydı. İstanbul’un ihtiyacına cevap verecek seviyede değildi ama bir başlangıçtı.
Başıboş hayvanlarla mücadele birinci derecede ilçe belediyelerinin görevidir. Büyükşehir’in işi sadece ilçe belediyelerine yardımcı olmak, onları yönlendirmektir. Alibeyköy’deki barınak da o şekilde atılmış bir adımdı. Hayvanların itlaf edilerek azaltılamayacağını, hastalıkların bertaraf edilemeyeceğini belirterek onların rehabilite edilmesi için ünitelerin kurulmasının çözüm olduğunu gösterdik. Burası hem üremelerini durdurulması, hem paraziter, kuduz gibi viral hastalıkların önüne geçilmesi için kurulmuş bir merkezdi.
Barınaklar niçin şehirden bu kadar uzak yerlerde kuruluyor? Barınakların yerini seçerken hem yasalar gereği çevre koşullarını gözeterek yerleşim alanlarının dışına yapmak zorundasınız. Orada nihayetinde sokak hayvanları olacak, her türlü hastalık olacak, insanlara bulaşması söz konusu. Çevredeki hayvanların havlamasından, gürültüsünden, kokusundan insanlar rahatsız olacak. Bu sebeplerden dolayı şehir dışına yapmak zorundasınız. Ayrıca bütün araziler belediyeye ait değil. Bunu yaparken de mevcut imkanlarda elinizdeki yeri değerlendirmek zorundasınız.
İstanbul'da Büyükşehir Belediyesine bağlı kaç merkez var? Alibeyköy’den sonra 1999’da Sarıyer’de Rehabilitasyon Merkezi kurduk, ayrıca Tuzla ve Hasdal’da da var. Hasdal’daki merkezimiz bir kaza sonucu yandı, şu anda faal değil. Sadece Kağıthane Belediyesi’nin kullanımda olan bir yer. Ama yapıldıktan sonra orada da faaliyet göstereceğiz.
Alibeyköy’deki birimimiz ise çok küçük olduğu için ve bir kısmını Eyüp Belediyesine, bir kısmını Eminönü Belediyesine verdiğimiz için diğer merkezlerimiz kadar çok aşılama, kısırlaştırma yapılmıyor. Şu anda Hasdal’la beraber 4 rehabilitasyon merkezimiz var.
|
|
Sarıyer |
|
Büyükşehir Belediyesi İstanbul’daki tüm hayvan sorununu çözecek diye bir şey yok. Bu, kurumların, belediyelerin, hayvan hakları kanunun çıkartan Çevre Bakanlığının, yerine göre Sağlık Bakanlığının hep beraber el ele verip adım atması gereken bir konu. Ama bu konuda belediyeler maalesef yalnız bırakılmış durumda. Diyebilirsiniz ki, belediyeler soruna tam bir çözüm getirebildi mi? Bu bir süreç. 1995’e baktığımızda İstanbul’da hiçbir barınak yoktu, 1996’da Büyükşehir Belediyesi’nin ilk yeri oldu ve şu anda İstanbul’da belediyelerin 40 civarında rehabilitasyon merkezleri var. Bu merkezler dört dörtlük faaliyet gösterebiliyor mu, tam değil. Böyle bir iddiamız da yok zaten. Fakat zamanla o da olacaktır.
Hasdal’da yana yer ile ilgili bir çalışma olacak mı? Yeni bir ihale yasası çıktı. 2004’te uygulamaya girdi. Belediyelerde seçim oldu, yeni bir yatırım programı yapıldı ve programa alındı. Fakat şu anda bir ihaleyi yapmanın sadece yasal süresi 4 ayı buluyor. Hasdal’ın ise ihalesi alınmış durumda. Sanırım 2005’in başında bir tamirat olacak.
Tuzla’nın işletmesini siz yapıyorsunuz. Sarıyer’deki merkezi bir dernek mi işletiyor? EHKD ile beraber çalışıyoruz. Bizim politikamız; bir canlıyla uğraştığınızda canlıyı seveceksiniz. Burada da Avrupa’da olduğu gibi, hayvanlarla mücadele tamamen sivil toplum örgütleriyle, derneklerle yapılmalı. Şu anda Türkiye’deki dernekler maddi olarak bunun altından kalkabilecek durumda değiller. Amacımız bu barınaklarla sivil toplum örgütlerinin iş yapması. Özellikle sahiplendirme konusunda sıkıntımız var. Gönüllü hayvan kuruluşlarıyla bu daha kolay oluyor çünkü onlar hayvanseverlere ulaşabiliyorlar, sahiplendirme yapıyorlar ve oradaki hayvanlara kamu kurumunun gösteremediği ilgiyi, şefkati gösteriyorlar. Biz de bunun farkındayız. Şu anda Sarıyer’de EHKD ile beraber çalışıyoruz ve onların bize büyük yardımı oluyor.
Büyükşehir Belediyesi olarak siz neleri karşılıyorsunuz? Altyapı giderlerini, elektriğini, suyunu biz karşılıyoruz. Bu arada aşı, ilaç, mama yardımı yapıyoruz. Temizlik işlerini bizim işçilerimiz yapıyor. Onlar da hayvanların beslenmesini, bakımını, sahiplendirmesini yapıyorlar, hatta yurtdışına da sahiplendiriyorlar. Belediye olarak bizim eksikliklerimiz vardır. Dediğim gibi zamanla oturacak ama orada güzel bir işbirliğimiz var. |
|
Tuzla |
|
Büyükşehir belediyesine ait merkezlere giden pek çok kişinin aklına takılan bir soruyu sormak istiyorum. Köpekler özellikle kış aylarında fayans üzerinde çok üşüyorlar ve ıslak fayanslarda ayakları kayıyor. Kafes içlerinin özellikle fayans kaplanmasının nedeni nedir? Başka bir malzeme kullanmak mümkün değil midir? Önemli olan hem hayvan için hem de orada çalışan personel için hijyenik olmasıdır. Bu merkezler barındırma amaçlı yapılmış yerler değildir. İstanbul’daki tüm barınakların kapasitelerini toplarsanız 8.000 civarında hayvan barındırabilirsiniz. Bu şehirde daha fazla hayvan var. Buraları barındırma amaçlı kullanırsanız açıkta kalan diğer hayvanlar ne olacak? Bu merkezler, 1.derecede sokaktaki hayvanların üremelerini durdurmak ve kuduzun önüne geçmek için yapılmış yerlerdir. Hayvan gelecek, bir müddet müşahedede kalacak, kısırlaştırılacak, aşısı yapılacak, post operatif bakımdan sonra sahiplenen olursa sahiplenecek, olmazsa kulağına küpesi takılarak salınacak. Bu süreç yaklaşık 1 aydır. Bu süre zarfında diğer hayvanlarla ve personelle hijyenik bir ortamda bulunmalı. En iyi şekilde dezenfekte edilebilecek malzemeyle kaplanması gerekiyor ki, bu da birçok yerde olduğu gibi fayanstır.
Kapalı yerlerde hayvanların soğukta üşümemesi için fayansta durmaması için tahta paletler de var. Zamanla açık yerler toprak olsun diye düşündük. Ama toprak bir süre sonra hayvanların idrarıyla doyuma ulaşıyor ve orası tam bir hastalık yuvası haline geliyor. O toprağı 2 günde bir değiştireceksiniz, yerine temiz toprak koyacaksınız, bu da mümkün değil.
Şu anda en temizlenebilir fayans olduğu için kullanıyoruz. Fakat tekrar ediyorum, buralar barındırma amaçlı olmadığı için ve hayvanlar buralarda aylarca, yıllarca kalmayacağı için hayvanın çok da gezip tozmasına gerek yok. Zaten geldiğinde 1 hafta karantinada duracak, kısırlaştırıldıktan sona 10 gün iyileşme sürecinde olacak. Geriye kalan 10 günde de çok gezmeye çok ihtiyaç duymuyor. Isınma konusunu üzerinde de çok fazla duruluyor.
Ama köpekler soğuktan hasta oluyorlar ya da ıslak fayans üzerinde kayıp ayaklarını kırıyorlar. Havalar soğuk olduğunda hiçbir köpek fayans üzerinde oturmuyor. Hepsi birbirini ısıtmak için sıkışarak oturuyorlar. Bazen gün sadece oturarak geçiyor. Düşmekle köpeğin ayağı kırılmaz, çok nadir olur o. Başka sebepten olmuştur, ya birbirlerini ısırmıştır ya kaydığı zaman ayağı tel örgülere sıkıştırmıştır. Köpekler soğuktan ölseydi, İstanbul’da hiç köpek kalmaması gerekirdi. Kafeslerde kapalı yerler de var, yağmur, kar zamanında tahta paletler üzerinde durabilirler. Yani hayvana orada oturma, tahtanın üstünde otur deseniz de, orayı tercih ediyor ne yapalım. İçerde tahta da var, ama betonda yatıyor. Demek ki ona ihtiyaç duymuyor, tercihini o yönde kullanıyor.
|
|
Sarıyer |
|
Barınaklar fiziksel olarak yetersiz. Ancak gönüllüler olarak kafeslere branda germek ya da ağaçlandırma yapmak vs için belediyeden izin almak gerekiyor. Bu prosedürü aşmanın bir yolu var mı? Yapısal durumlar iyileştirilebilir ama barınak olayı ülkemizde yeni gelişen bir olgu. Bizim yaptığımız barınaklar da ilk yapılanlardan. Model oluşturduk, bundan sonraki barınakları daha iyi yaparız. Mevcut şartlardakiler de iyileştirebilir. Ama nihayetinde kamu kurumusunuz, bu belli bir süreç alacak. Devletin parasını harcıyorsunuz, bunun da bir prosedürü var.
Tuzla Rehabilitasyon Merkezinde 4 belediyenin yaptığı protokol var. Bu protokolün esası nedir? Protokol maddeleri şöyledir: Büyükşehir Belediyesi sadece yer temin edecek ve su, elektrik, yakıt gibi temel giderleri karşılayacak. Bunun haricinde hayvanın getirilmesi, kaydının yapılması, aşılanması, kısırlaştırılması, beslenmesi, sahiplendirilmesi, alındığı yere bırakılması ilçe belediyelerinin yapması gereken işler.
Belediyeler üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmedikleri zaman sizin bir yaptırım gücünüz var mı? Karşınızdaki bir kamu kurumu, yaptırım gücümüz nihayetinde var. Şunu diyebiliriz. Bir protokol karşılığında biz sizi buraya almışız, ama gerekliliklerini yerine getirmediğiniz için sizi çıkartıyoruz. İlçe belediyesinin yeri olmadığı için bu çözüm değil. Hiç değilse şimdi biraz zorlamayla da olsa bir şeyler yapılıyor. Onları oradan çıkarttığınız zaman bu da yapılmayacak. Burada konu, bir ilçe belediyesinin bize problem oluşturup oluşturmaması değil, o ilçe belediyesinin de hayvanlara yönelik bir faaliyette bulunması, bu işin ucundan tutması. Yoksa şu anda onları çıkartmak istesek hepsini çıkartırız.
İlçe belediyelerinde imkanlar daha kısıtlı, vet. hekim sayıları az, yerleri uzak, ulaşım zor. Onlardan kaynaklanan ihmalkarlıklar da var. Mesela gelecek hafta Tuzla’da bir toplantı yapacağız, ilçe ilçe, yoğun bir kısırlaştırmaya geçeceğiz.
Mobil klinik gibi mi? Biz kamu kuruluşu olarak mobil klinik yapamayız. Çünkü bir canlıya müdahale edeceksiniz, ameliyat yapacaksınız. Bunun da şartları var. Elektriğiniz, suyunuz olacak ki sterilize olacaksınız. Alet ekipman olacak, hayvan uyanana kadar tek bir odada tutacaksınız, uyandıktan sonra bakacaksınız. Bunların hepsi bir süreç. Bunu yapmak kamu kurumu olarak uygun değil çünkü Tarım Bakanlığı böyle bir şeye müsaade etmiyor. Ama bunu bir dernek yapabilir. Biz aracımızı göndereceğiz, hayvanlar hayvanseverler tarafından yakalanacak, Tuzla’ya getirilecek, tüm işlemleri yapıldıktan sonra nereden alındıysa oraya yine hayvanseverler tarafından bırakılacak.
Bu iş tamamen gönüllü işi. Bir kamu görevlisinin hayvan yakalamasıyla, bir gönüllünün yakalaması arasında fark var. Nihayetinde burada çalıştırdığınız işçiler zamanında belediyeye alınmış, ekmek parası için çalışan insanlar. Siz bunlara zorla hayvan sevdirtemezsiniz. Bazı kurallar koyarsınız ama bir hayvansever kadar bu işi severek yapmasını bekleyemezsiniz. Bu işi hayvanseverlerle yaptığınızda daha çok kabul görür. Aynı zamanda sizin yapacağınız işin bir kısmını da gönüllüler yapmış olacak.
|
|
Tuzla |
|
İstanbul’da birçok dernek var. Ben 8 yıldır bu görevdeyim. Bu derneklerin çoğu 3-5 kişinin bir araya gelmesiyle oluşturulmuş sözde dernekler. Bir çoğuna ben söyledim, gelin bu işi beraber yapalım diye, ama laf işe gelince kimseyi ortada göremiyorsunuz. Ama belediyeyi eleştirmede, yaptıklarınızda kusur bulmakta geri kalmıyorlar. Baktığınız zaman bu işe gönül vermiş 3-5 dernek görüyorsunuz. Sarıyer’deki EHKD bizim yapmamız gereken işin yarısını yapıyor. Ben bir kamu kuruluşu olarak niye bundan kaçayım ki. Bu bizim avantajımıza.
Kamu kuruluşlarıyla ilgili bir çok sorun var. Örneğin Kadıköy Belediyesi’nin mobil kliniği var, rehabilitasyon merkezi var. Ancak hayvanseverler sokak hayvanı için randevu almak istediklerinde randevular dolu deniyor. Sahipli köpek ücretiyle kısırlaştırmaya götürüldüğünde ilaç var ama sokak hayvanını götürdüğünüzde ilaç bitmiş oluyor. Yani sokak hayvanları için çalışması gereken bu merkezler sahipli köpeklere ücretli hizmet veren klinikler gibi çalışıyorlar. Bu aksaklıkları ilettiğimiz zaman belediyelerden bir yanıt alamıyoruz, durumda bir düzelme olmuyor. Görüntüde her şey tamam, sokak hayvanları için çalışacak bir sürü merkez var. Bu sorunlar nasıl aşılacak? Bunun denetimi hep beraber, sivil toplum örgütleriyle, gönüllülerle olur. İşleyiş şekli, hayvan gelecek, kaydı yapılacak, aşılanacak, kısırlaştırılacak ve sahiplendirilecek. Örneğin İstanbul’da sorunu çözmek için günde yaklaşık 20 hayvan kısırlaştırılmalı. Ama bunun için yeterli personeliniz olmalı. Barınak kapasiteleri dolu, sahiplendirememişsiniz, bırakamamışsınız, dışarıdan hayvan alamıyorsunuz. Belki söylediğiniz süreç de bu dönemlere denk gelmiş olabilir. Rehabilitasyon merkezlerinin %100 verimlilikte çalışması mümkün mü, şu anda yapılıyor mu? Mümkün ama şu anda olmuyor.
Bunu sadece kamu kurumlarının eliyle yapmak da mümkün değil. Onun için diyorum, Sarıyer’de bizim yapmamız gereken işin yarısını dernek yapıyor. Ama bunun ötesinde imkanı olan kişiler bulamıyorsunuz. 3-4 kişinin bir araya gelerek oluşturduğu bir dernekten en fazla ne bekleyebilirsiniz, onlara da bir şey diyemiyorsunuz. Tuzla’da bir vet hekiminiz var, ilçelerden geliyor, toplam 2 kişi. Yoğun bir kısırlaştırma yapmak için orada en az 5-6 vet hekimin olması gerekiyor. Bir vet ortalama günde 3 hayvan kısırlaştırır. Kendini çok geliştirmiştir, bu sayıyı 10’a çıkarabilir. Ama tüm hekimlerden de bunu bekleyemezsiniz.
Tuzla’da vet hekim ihtiyacı varken oraya başka bir hekim daha atamayı düşünüyor musunuz? Belediyenin tek işi barınalar değil. 4 rehabilitasyon merkezimiz, hayvan hastanemiz, polikliniğimiz var. Bunun yanı sıra hayvansal gıdaların denetimi var. Oraya yoğunlaşırsak diğer taraflar aksayacak.
O zaman veteriner hekim eksikliği mi var? Hekim eksikliği her tarafta var. Sadece Büyükşehir Belediyesinde değil. İstanbul’da Tarım İl Müdürlüğünden tutun, ilçe belediyelerine kadar hekim eksikliği var ama şu anda belediyeler kendileri direkt personel alamıyorlar.
Belediye hekimlerinin küçük hayvanlar konusunda son derece yetersiz olduğunu görüyoruz, duyuyoruz. Öyle ki kısırlaştırma yapma konusunda pratiği olmayan hekimler, barınaklarda hayvanların tedavi, bakımı ve kısırlaştırılması için görevlendiriliyorlar. Bu hekimler için bir eğitim programı yapılamaz mı? Olabilir, her türlü teknik gelişiyor. Hekimlerin de kendilerinin yenilemeleri gerekiyor. Benim gördüğüm eksiklik, bizim vet hekimlerimiz artık uzmanlaşmalılar. Bir vet hekim hem gıda denetimi, hem kısırlaştırma hem koruyucu hekimlik yaptığı zaman uyumu zorlaşıyor. Bir barınağın işleyişini, gelişini gidişini, çevreyle bağlantısını öğrenmek, işbirliği kurmak, bunlar 1 ayda olacak işler değil. Biz bunu gözeterek iş bölümü yaptık.
Derneklerle bir araya gelip proje geliştiriyor musunuz? Tabi zaman zaman oluyor. Bu gerçekten çok zor bir iş. Çarpık kentleşmenin olduğu, çöp kültürünün hiç gelişmediği, insanların ne istediğini tam bilmediği bir şehirde bu işi çözmek çok zor. Çöp sorunu çözemediğimiz sürece başıboş hayvan problemini de çözemeyiz. Çünkü hayvan beslendiği yerde ürer ve ömrü uzar. Sokakta çöp olmadıktan sonra hayvanın üremesi de doğal sirkülasyon olarak azalacaktır.
|
|
Tuzla |
|
İstanbul’da barınak sayısı 40’a çıktı. Yakalama ve personel problemleri var. Bir şeyler yapılıyor ama her şeyi de birden yapamıyorsunuz. Bu noktada toplum örgütlerinin kamu kurumlarıyla iş yapması kesinlikle gerekiyor. Problem ortada ve çözüm yolunu da biliyorsunuz. Uygulamada hem belediyelere hem de bu kuruluşlara görev düşüyor. Yasa da çıktı, hayvan derneklerine görev verildi. Hangi dernek bu konuda kendini yeniledi?
İlçe belediyelerinin çoğunun sivil toplum örgütleriyle bir çalışması yok. Bu sadece onlardan kaynaklanan bir şey değil, karşılarında muhatap da bulamıyorlar. Bir hafta gelirler, 2.hafta kimse yok. Çünkü hayvanla uğraşmak zor iş. Süreklilik ve özveri ister. Basının karşısında 2-3 laf söylemek daha kolay geliyor. Her konuda olduğumuz gibi bu konuda da toplum olarak belirli bir eğitim seviyesine gelmiş değiliz.
Bugün Gaziosmanpaşa’da İlçe Milli Eğitim Müdürü’yle görüşmeye gittim. İstanbul’da 3 bin okul var. Gaziosmanpaşa’daki 25 okul pilot olacak. 15 güne kalmadan, ilkokullarda bir eğitim programı başlatıyoruz.
Çocuklar, anne babayı yönlendiriyor. Bir çocuk sokaktaki köpekten şikayet ederse anne baba da ediyor. Çocuk severse anne baba da seviyor. Eğitim konuları, sokak hayvanlarının durumu, köpek ısırırsa ne yapılmalı, sokaktaki hayvana nasıl yaklaşılmalı, sokaktaki hayvan korkulacak bir varlık mıdır, hayvan almadan önce bazı şartlara sahip misiniz? Hazır mısınız? gibi... Her eğitime gittiğimiz okula bir derneği, bir hayvanseveri de götürmeyi düşünüyoruz. Hem bizi denetlesin, hem yardımcı olsun hem de bu olay yaygınlaşsın diye.
Sorun, sokak hayvanlarının popülasyonundan çok halkın onları görmek istememesi galiba? O da var. İstanbul’da özellikle 3 yıldır çok şey yapıldı. Hayvan popülasyonu belirli bir seviyeye geldi. Hatırlayın 90’ların başında hayvanlar öldürülüyordu, 1999’dan sonra bu patladı, hayvanlar sürüler halinde dolaşmaya başladılar. 2000 yılından sonra her 15 günde bir hayvan sağlık komisyonu olarak toplanırdık. İlçe belediyelerinin de gayret göstermesi sonucu 40 merkez oldu. Yani bir şeyler yapılıyor. Hayvan sayısında hissedilir derecede azalma oldu. İnsanların korkusu da azaldı.
Barınaklara giden hayvanseverlere, oradaki hayvanlar için maddi manevi emek harcayanlar ne tavsiye ediyorsunuz? En büyük eksiklik, sahiplendirme. Kimseye kapalı değiliz, ama siz de taktir edersiniz ki, oraya gelen herkesle iş yapmanız mümkün değil, seçici oluyorsunuz. Eksiğimiz neyse bize bildirilsin, oturup konuşalım niye yapmıyoruz, yapamıyoruz diye. Barınakları ziyarete gidenler mama, ilaç getirebilirler. Unutmamak lazım ki, oralar ne Büyükşehir Belediyesi’nin, ne falanca belediyenin, oralar hepimizin. Yapıcı bakmak lazım. Nihayetinde orada bir tesisi varsa göstermelik yapılmış bir yer değildir.
Verdiği bilgiler için Sn. Hüner Öztürk'e teşekkür ederiz. Tuzla Rehabilitasyon Merkezi ile ilgili son olarak 2002-2003 yıllarında orada yaşananlara bizzat tanık olmuş gönüllü Ayşe Doğancı'nın röportajı yakında sitemizde yayınlanacak. |
24.12.2004 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|