Yardım Email Gönder  
 erujum - Yeni Yavr...
 erujum - Amerikan ...
 karlıçınar - Kanga...
 toprak musti - Sib...
 toprak musti - Orh...
 köpek_isteyen - Bu...
Şifremi Unuttum!

Kızımı yedim (8 Mart Dünya Kadınlar Günü )

Merhaba havhavcılar,
Seyrettiğim belgeselin beni şaşırtmadığını, ürkütmediğini hatta hiç etkilemediğini anlamam fazla uzun sürmemişti... Aslanların yaşamını anlatan bir belgeseldi, birçok şey anlatıldıktan sonra, erkek aslanların neredeyse hiç avlanmadığı, dişilerin avladıkları yiyecekleri zorla onlardan alarak beslendiği söylendi. Ardından çiftleşme bilgileri verildi ve erkek aslanların kendi yavrularını nadiren de olsa öldürebildikleri ve bunu da sadece yavrulamış dişiler ile bir an evvel çiftleşebilmek için yaptıkları anlatılmaya başlanmıştı ki, ben de tüm bu olanları soğuk kanlılıkla, izlemenin verdiği utanç ile kendime geldim. Demek ki bu tür olaylara alışkındım ben, ama nasıl bir alışkanlıktı bu, beni denli duyarsızlaştıran?

Birkaç gün önce gazetede okuduğum haberi hatırladım, o zaman da böyle insanlığımdan utanmış, bir yerlere kaçıp saklanmak istemiştim. Bir baba (baba demek doğru değil böyle bir insana aslında) bakire olmayan kızını dere kenarına götürüp kesmişti. Gazetede baba diye anlatılan insan, seyretmekte olduğum belgeselde anlatılan vahşi bir aslan gibiydi ve kızını kesip yemişti sanki…

Bu yazıya başlamadan evvel Gelişim Ansiklopedisinde Aslanlar ile ilgili yazılmış kısmı okudum. Bir bölümünde şöyle yazmış “aslan topluluklarında güzel bir iş bölümü vardır, dişiler avlanmak ve yavruları büyütmekle ilgilenirken, erkeklerde çevreyi gözetlemek ve güvenliği sağlamak ile görevlidirler” gülümsedim, bizim mahalleydi sanki anlatılan…

Yaşlı dünyamızda; örneğin, II. Dünya Savaşı sonrası gibi erkek nüfusun azaldığı dönemler hariç, kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanmak için çalışmaları ve sosyal yaşama direk katılmalarını öven yayınlar yapılmamıştır. Çalışan erkek nüfusun yetersiz kaldığı durumlarda çevrilmiş filmlere baktığımızda, 60-70'li yılların kadınlarının neredeyse günümüz kadınından daha sosyal ve daha özgür olduklarını görüyoruz değil mi? O dönem erkek nüfus azlığı ve kadın nüfusa duyulan ihtiyaç nedeniyle, pilot, fabrikatör, ünlü ve başarılı sanatçı hatta ve hatta taksi şoförü (şoför Nebahat) rolü bile verilmiştir bayanlara. 2004 yılında dahi taxi kullanan bir bayan gördüğümüzde abes ile karşılayacak milyonlarca insan olduğunu hepimiz tahmin edebiliriz sanırım. Günümüz koşullarında erkek nüfusu üretim ihtiyacını karşılamaya yettiğinden dolayıdır ki, (ikinci bir savaş sonrasına kadar) kadınların çalışmasına ya da sosyal ortamlara erkekler kadar katılmalarına gerek kalmamıştır. Bir adet kadın ve bir adet erkek olmak üzere iki kişinin yapabileceği bir iş için, tek bir erkeğe biraz daha fazla ücret ödeyerek yaptırılması uygun ve karlı görülmüştür. Gelişim Ansiklopedisinin dediği gibi tabii ki “güzel!” bir iş bölümü vardır. Akşama kadar çalışan ve tükenen erkek, bir şekilde ertesi gün için şarj edilmesi gerekmektedir. Kadına verilen görevlerin başında bu gelmektedir. Ve bu iş bölümü öyle kanıksanmıştır ki, kadın ev dışında çalışsa dahi ev işlerini yine de kadın yapmaktadır.

Modern bildiğimiz bir erkeğe sorduğumuz zaman, alacağımız yanıt hepimizin hoşuna gidecek ve saygı duyacağımız türdendir. Bize “tabii ki kadın erkek eşittir, kadınlar ev dışında da çalışmalıdır. Ev işlerin de erkekler, kadınlara her zaman yardım etmelidir” diyecektir. Ama bu yanıt, kızını yiyen aslan adamın vereceğinden farklı değildir. Ev işlerinde yardım etmek demek, “benim asli işim değil tabii ki, ancak ben modern olduğum için kadıncağıza yardım ediyorum, ama kendi işim değil yardım etmeyebilirimde” lütfetmektedir…

Köpeklerde de tercih edilen cins genellikle erkektir. Dişi beslemek isteyen insanlarında amacı genellikle üretim ve satıştır. Ancak kadını hizmetçi ve kuluçka makinesi olarak gören mantık burada da devreye girmektedir. Gözümüzü bürüyen para hırsı köpeğimizin ilk adet döneminde onu anne yapmaya zorlar bizi. İlk kez adet gören bir köpek 8-10 aylık civarında, yani henüz kendisi yavru sayılmaktadır… Komşumuzda Linda isminde çok tatlı bir Doberman var. Sahibi tüm uyarılarıma rağmen köpeğini ilk adet döneminde çiftleştirdi. Linda doğurduğu 5 yavrudan ancak bir tekini yaşatabildi. İlk doğan yavruyu ise kulübesinin dışında doğurmuş, sonra da yavruyu orada bırakarak kendisi içeri girmiş. Korkmuş ve ne yapacağını bilemez bir durumda iken bulduk Linda'yı. Ancak yavru çoktan ölmüştü… Diğer doğan yavrular ile biraz ilgilendi, onları az da olsa yaladı ve becerebildiği kadar onlara yaşam vermeye çalıştı. Ancak bir tanesi yaşayabildi. O da pek çelimsiz ve sağlıksız bir yavru oldu. Bu doğum yavrular kadar Linda’nın da henüz yavruluktan kurtulamamış, gelişmesini tamamlayamamış, genç bünyesini de olumsuz yönde etkiledi… İşte Linda'nın sahibi de kızını dere kenarında kızını kesen bir “baba” örneği değil mi? Köpekler ırk farklarına göre az çok değişse bile iki yaşına kadar bedenen ve ruhen yavru sayılmaktadır. Onları para kazanmak için yavru iken çiftleştirmek ise bir insanlık ayıbıdır. Ancak sözüm “kızını yiyen” insanlara değil tabii ki… Onlara “afiyet olsun” diyorum sadece…

Anneme aldığım ilk hediyeyi biraz içim burularak ve biraz da gülümseme ile anıyorum. Henüz 8-9 yaşlarımda iken, harçlıklarımdan biriktirdiğim para ile ona bir tencere hediye etmiştim, anneler gününde. Kadınları hizmetçilik ile o kadar bağdaştırmışım ki, bana aşılanan yanlış, egemen bilgileri o kadar kanıksamışım ki, anneler günü gibi özel bir günde anneme bir çiçek, bir mendil ya da bir eşarp yerine tencere almışım. Gerçi annemin ayak yıkamak ile başlayan ve dayak yemekle biten akşamları bana daha fazla bir şey öğretemezdi doğrusu… Ancak adım gibi eminim ki, 2004 yılında bile koca koca adamlar, eşlerine, annelerine ya da sevgililerine mutfak eşyası türü hediyeler alıyorlar ve eşlerine asla kendi işleri olarak görmedikleri ev işlerinde “yardım” ediyorlar…

Özelde kadınların genelde de bütün dişi canlıların ikinci sınıf vatandaş, mal, hizmetçi, kuluçka makinesi ya da sex öğesi olarak görülmesi ve kullanılması sadece bizim ülkemize ya da bizim kültürümüze bağlı bir şey değil. Örneğin; Kadın-kız ayrımı bütün dünya dillerinde mevcuttur. Ne yazık ki mevcuttur! Bir erkeğin mülkiyetine geçmiş, bekaretini bir “baba adayı”na vermiş bayan (kadın) ile henüz satın alınmamış bir bayan (kız) için her dilde bir kelime (en gelişmiş toplumların dillerinde bile) ne yazık ki mevcuttur… Çin'de kız çocuklarının ayaklarının daha güzel gözükmesi için demir ayakkabı giydirdikleri, bazı Afrika ülkelerinde her yıl bayanların boynuna bir demir halka geçirilerek onları daha güzelleştirme adına boyunlarını uzattıkları (zürafa kadınlar) ve daha eski yıllarda bile olsa yaşlanan ve “çaptan düşen” bu kadınların boyunlarından bu demirler kesilerek ölüme terk edildikleri, bazı Arap kabilelerinde kadınların cinsellikten aldıkları en ufak zevkleri bile engellemek için sünnet adı altında klitorislerinin alındığını vs. vs. biliyoruz…

Akşam eve gelen erkek, sıcacık bir yuva, nefis yemekler, tertemiz bir ev, ütülenmiş mis gibi kokan çamaşırlar bulmaktan hoşlanır. Bunların üstüne karısı dışarıda da çalışıp ay sonunda maaş da getiriyorsa değme keyfine… O erkek için artık yapılacak tek bir şey kalmıştır, ayaklarını uzatıp, iç geçirerek ve ağzı sulanarak magazin seyretmek…

Sonuçta yaşanan bu olumsuzlukların kaynağını sadece medeniyetsizlik, sadece kültür eksikliğinde aramak yanlış olur. Kendi anne ve babasından da bunların doğruluğunu öğrenmiş bir erkek için daha fazlasını beklenemez. Ancak kadınlar kafeste beslediğimiz güzel kanaryalar olmadıklarını göstermelidirler. Sabahleyin kalkıp eğitimleri ve yetenekleri doğrultusunda yapabilecekleri işlerine gitmeli, toplumsal üretimin her aşamasında erkeklerle eşit koşullarda çalışmalı, eşit ücret ve eşit muamele görmek istediklerini yüksek sesle dile getirmeliler. Yolda, her hangi bir saatte, herhangi bir yerde gezerken de toplumların kadın üzerine ördüğü gelenek, örf, ahlak, ekonomik bağımlılık vs. ağlarını yırtmalılar. Akşam eve geldiklerinde de evde baba, koca, abi vs. kim varsa, ona karşı da toplumun dönen çarklarına alın teri dökmüş bir insan olarak eşit muamele görmek istediklerini, ev işlerinin bulaşık durulamak ya da salataya havuç rendelemekten ibaret olmadığı, cam silmek, banyo-tuvalet temizlemek vs. gibi ev işlerine "yardım" değil "ortak" olmak gerektiğini, ay sonunda da çantalarında getirdikleri maaşı harcarken de eşit derecede söz sahibi olduklarını anlatmalılar.

Kadınlar; o güzel tırnaklarının birer pençeye de dönüşebileceğinin farkına varmalılar. Artık bir aslan topluluğu değil, medeni bir uygarlıkta yaşandığının farkına varılması gerekiyor. Ve kadınlar, başta kendi onurları ve sorunları olmak üzere, bilinçli erkeklerinde desteğini alarak, tüm canlılardaki cinsiyet farkından kaynaklanan eşitsizliklerin önüne geçmeleri gerekiyor. Fabrikalarda erkeklerle beraber çalışan ancak eşit ücret alamayan, kocası kahvede iken kendisi tarlada çalışan, bütün ev işlerini yaptıktan sonra bir de üzerine dayak yiyen, bürolarda çalışan ancak sürekli cinsel tacizlere maruz kalan kadınlar kadar gece gündüz ışık ve hormon verilerek sürekli yumurtlaması sağlanılan, bir an evvel para kazanabilmek için yavru iken anne yapılan dişi köpekler de bizim sorunumuz. Ve bir erkek olarak benim göremediğim, ya da şu anda aklıma gelmeyen birçok cinsiyet ayrımları…
 
8 mart dünya kadınlar gününe gerek kalmadığı bir dünya görmek dileğiyle…

Ali Mutlu, kingboxer

Sizin Yazılarınız sayfasında yayınlanmasını istediğiniz yazılarınızı editor@havhav.com adresine gönderebilirsiniz.

08.03.2004

    Yorum Yaz

 

Yorumlar   (3 adet)

 

Yazan: kajoon

Tarih: 29 Ağustos 2004

Saat: 15:33

Yazinizi okudum....Ve hakli oldugunuz bir cok nokta olmasina ragmen, insanoglunun kendi yarattigi bu sistem icinde, o ezilmis denen kadinlarin, aslinda yuzbinlerce yildir erkekleri perde arkasindan yonettigi, ozelliklede "evlilik" yasaminda, asil gizli patronun kadinlar oldugunu, bazi ezilmislikleri varsada, bunlari yuzlerce yildir kaldirmaya ugrasirken, yanlis yollar ve usullerle yapmaya calistiklarindan ve bu yuzden kendilerinin bile su anda hala ne istediklerini tam olarak bilmedikleri ve nerede olmalari gerektigini tam kestiremediklerinden pek bahsetmemisisiniz.
Saygilarimla......


 

Yazan: kingboxer

Tarih: 13 Mart 2004

Saat: 22:40

Yazımı begendigin için tesekkur ederim Ttercan :) Barınaktan köpek edinmek gercekten güzel fikir, umarım insanlar bu konuya duyarlılık gösterirler ve umarım insanlar kimsesiz çocuklar içinde aynı duyarlılıgı gösterirler :) Benim çocuğum yok ve bundan hiçbir eksiklik duymuyorum ve böyle bir eksiklik duyarsam gidecegim tek yer çocuk esirgeme kurumu olacak :)
SEvGiyLe :)


 

Yazan: ttercan

Tarih: 11 Mart 2004

Saat: 17:17

Merhaba
yazınızı karmakarışık duygularla okudum ve anneme okumak üzere bir çıktı aldım.ben artık belgesel adı altında yayınlanan vahşet sayfalarını izleyemiyorum veokumuyorum.iki yaşında sokaktan aldığım bir 'Balım'var onu çocukları olan bir aile sokağa atmış dişi ve Balımı görenler yavrulatmayı düşünürseniz biz almak istiyoruz diyorlar ben de barınaklarda Balım gibi onlarca köpek olduğunu söylüyorum

Sayfa başına dönmek için tıklayın
Balıkesirde kayıp yavru ...
Kayıp dişi doberman aran...

Barınaklardan

  Rot doberman...

  Evde butik p...

Eş Arayan

  Bosamıza gel...

  Erkek minyat...

Köpek Arayan

  Trafik kazas...

  Golden retri...

Köpek Veren

  Satılık poin...

  11 aylık diş...

Kanseri koklayan köpek kopyalandı

Ay-yıldızlı PETA Türkiye’ye isyan etti

Kedi ve Köpekler kayıt altına alınacak!

Köpek beslemek çocukları alerjiden koruyor

© 2003. Her hakkı saklıdır.