Hatırladınız mı beni? Hani eski, şeker köpeciğiniz. Çok uzaklardan yazıyorum bu mektubu size.
Ne güzeldi di mi eski zamanlar? Hiç de değildi siz öyle sanıyordunuz. Ben köpeğiniz ya da süs eşyanız diyelim, evin bir köşesinde oturur dururdum sürekli. Günde iki sefer tuvalet ihtiyacı amaçlı dışarı çıkarıp boynumdan çekiştire çekiştire gezdirmenizdi ev dışındaki dünyam. 10 dakika mı sürerdi 15 mi bilmem.
Yalnız yaşarsın sen, sözüm ona o nedenle almıştın sanırım beni. Ama bir ev arkadaşı gözüyle göremedin bir türlü. Seni terketmemin en temel sebebi de budur. Korkmadım değil ilk başlarda, hiç bilmezdim ki dışarısı nasıl bir yer. Yalnız o dört köşe içindeki odayı bilirdim ben ama her karesini. İlk başlarda çok ürktüm. Yani arkadaşlarla tanışıp alışmaya başladım. Dertleştik biraz sorunlarımız aynıymış hep. Kendimize terk edilmiş eski küçük tek göz bir ev bulduk. Çok mutluyuz burada. En azından özgürüz.
Kendine iyi bak eski sahip. İstesen de dönmem artık...